| Yazan: Administrator,
Tarih: 14-10-2008 07:59
|
Okunma Sayısı : 72  |
Beğenilme : 17 |
Yayınlama yeri : Haberler, Son Haberler |
Aktütün karakolunun PKK tarafından basılması büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. Sanki 1984 yılının 15 Ağustosunu yaşanıyor. PKK diye bir örgüt Eruh ve Şemdinli ilçelerini bastı ve silahlı mücadeleye başladığını ilan etti! Her şey o kadar aynı ki... 1984 yazında dönemin başbakanı Turgut Özal Akdeniz"de tatil yapıyordu, programını bozmadı baskını hafife alan bir açıklamayla yetindi:-Üç-beş çapulcunun işi! Bir yanda baksın şaşkınlığı diğer yanda Özal şoku…Aktütün baskınında da benzer durumlar yaşanıyor. Özal"ın yerinde bu sefer Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu duruyor. Paşa, Özal gibi “çileden çıkarıcı” konuşmadı, sadece “haberim olmadı” dedi.Kamuoyu Babaoğlu"nu Özal"dan beter hırpaladı.
Çünkü çözüm konusunda kafalar 180 derecelik sapma yaptığından her zaman başka yerde bir sorumlu aranıyor. Olay basit bir karakol baskınından mı ibaret? 1999 ile 2004 yılları arasında PKK askeri varlığını neredeyse sıfırlamış görüntüsü veriyordu. Eylemler bitmiş, gözler Ankara"ya dönmüştü. Artık silahlar da sustuğuna göre Kürtler için bir şeyler yapılacaktı. Bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti"nin sık sık dile getirdiği “başkaları istediği için değil, benim halkım layık olduğu için demokratik reformları yapıyoruz” diyebileceği alan yaratılmıştı. Hem de 5 yıl süreyle… Beş koca yıl geldi geçti. PKK durdu, devlet de durdu! Oysa devlet bir gerilla örgütü değildir. Düzeni, devamlılığı vardır. Önüne koyduğu hedefleri, uygulayacağı planları bulunur. Peki ne istiyorlar? Kürtler “muhatap alınmak” istiyorlar. Güneydoğu Anadolu bölgesinde “hep birlikte” bir şeyler yapılacaksa bu birlikteliğin içinde Kürtler de katılmak istiyorlar. Kürt milletvekillerini, belediye başkanlarını muhatap almak, halka ulaşılacak mesajları onlarla birlikte vermek birlikte yaşam isteğinin göstergesi olacaktır. Ama halka verilecek mesajları oluşturmak için de birazcık Kürtlerin seçimli liderlerine de kulak vermek gerekiyor tabii… Demokrasi varsa seçilmiş Kürt liderlerinin de bir “demokratik değeri” olduğu kabul edilecek. Devlet tarafından sürekli olarak refüze edilmek acaba nasıl bir duygudur? Halkın oyu ile seçilmiş bir yöneticinin elini sıkmamak… Protokol dışında tutmak… Meclis"ten atmak… Sürekli partilerini kapatmak… İnsanlar seçilip gelmişler, Meclis"e kalaşnikoflarla girmiyorlar ki? Türkiye"deki Kürt sorunu için her yerle temaslar kuruluyor, diplomatik atalar yapılıyor, ikili anlaşmalar imzalanıyor. Hatta başka ülke Kürtleriyle bile konuşuluyor. Bir tek Türkiye Kürtleri “muhatap” alınmıyor. İşte sorunun özü de burada yatıyor. Eğer yumurtasız omlet yapabilirseniz, bunu da başarırsınız: -Kürt sorununa Kürtsüz çözüm! Nazım ALPMAN Son Güncelleme : 14-10-2008 09:49
|