| Yazan: Tandoğan Uysal,
Tarih: 14-09-2008 09:04
|
Okunma Sayısı : 162  |
Beğenilme : 18 |
Yayınlama yeri : Haberler, Son Haberler |
İsveç’te bugün 30 bine ulaşan Kululu nüfusun kaderini çizen Türk olarak adından bahsettiren 70 yaşındaki Ahmet Ergin Day (Ahmet Dayı) yaklaşık 40 yıl önce Kulu’dan getirdiği 13 kişilik grubun sayısının bugün 30 bine ulaşmasında büyük katkı sağlamış Türk olarak da bir misyona sahip bulunuyor. İsmet İnönü hükümetinde Ulaştırma Bakanı olan Sırrı Day amcası olduğu ve o yıllarda istese daha iyi koşullarda Türkiye’de bir yerlere gelme imkanı varken, kendi alınteri ile bir yerlere gelmeyi seçerek ilk önce Almanya, sonra da İsveç’e gelerek 30 yıl kalan Ahmet Ergin Day, İsveç’te hem kendisine bir gelecek hem de bugün 30 bine ulaşan Kululular başta olmak üzere Bolulular ve Hendeklilere bir gelecek hazırlamanın huzurunu yaşadığını söyledi. Kululuların İsveç’e gelişinde Türkiye’den İsveç’e gelecek charter uçaklarında boş kalan koltukların doldurulması arayışı üzerine Kulu’dan gelen 13 kişi 30 bin kişinin geleceğine de yön verdi. İsveç’e ilk nesil Kululuları getirdikten sonra İsveççe dilini bilmesi nedeniyle başı sıkışan Türklerin yardımına koştuğu için İsveç’teki Türklerin dert babası Marko Babası olarak ta adından bahsettiren , “Boşanmalarından, iğne yaptırmalarına kadar her türlü sağlık sorunlarının çözümünde yardımcı oluyordum.
Bugün İsveç’te sayıları 30 bine ulaşan Konya Kululuların dedelerini İsveç’e getiren Türk olarak Kulular arasında tarihi bir misyona sahip olan 70 yaşındaki Ahmet Ergin Day, İsveç’e Kululuların göçünü 13 kişi ile başlatan ve bugün 30 bine ulaşan İsveç’teki Kululuların kaderini çizen Türk olarakta hafızalarda yaşıyor. İsmet İnönü hükümetinde Ulaştırma Bakanlığı yapan Sırrı Day’ın yeğeni olan ve kendisini ispat etmek için Avrupa’ya çıkan ve bugün İsveç’e yaşayan Kulular başta olmak üzere Bolu ve Hendeklilerin dedelerini İsveç’e getiren Türk olarak adından bahsettiren Ahmet Ergin Day, Kulu’dan İsveç’e gelen 13 Kululu’nun geliş hikayesini olaya tanıklık etmiş birinci isim olarak anlattı. Kululuların dışında, Bolu ve Hendek’ten İsveç’e göçedenlerin de kaderinde önemli rol oynamış. Almanya üzerinden İsveç’e çalışmak için 1964 yılında Türkiye’den yola çıkan ve İsveç’te demir atan Ahmet Ergin Day, Kulular arasında “Ahmet Dayı” lakabı ile ve büyük bir saygı ile anılıyor. Türkiye’de yaşayan ve İsveç’e ziyaret amaçlı gelen Ahmet Ergin Day, sorularımızı yanıtlarken, “Getirdiğim 13 kişinin bugün çocukları ve torunları ile birlikte 30 bine ulaşması beni çok memnun ediyor. Bugünde aynı koşullar olsa, yine gözümü kırpmadan bu insanları buraya getirirdim. Onların çocuklarını ve torunlarını gördüğümde bana duydukları minnettarlık karşısında duyduğum memnuniyeti hiçbir şeye değişmem. İyi ki onları getirmişim. Onların torunlarına iyi bir gelecek sağlamada, benimde bir katkım olduysa ne mutlu bana” dedi. Yaklaşık 40 yıl önce Kulu’dan 13 kişiyi İsveç’e getirdiği günleri anlatırken duygulanan ve gözleri de yaşaran 70 yaşındaki Ahmet Ergin Day, kendisinin İsveç’e gelişi ve Kululular başta olmak üzere Bolu ve Hendek’lilerin İsveç’e gelişinde nasıl katkı koyduğunu şöyle yanıtladı: Bir Bakan yeğeni olarak neden Avrupa’ya çıktınız? -Bir bakan yeğeni olarak, Türkiye’de kalıp bir yerlere rahatlıkla gelebilirdim. Ama ben bir yerleri hak ederek gelmeyi arzuluyordum. Askerliğimi bitirdikten sonra Avrupa’ya çıkarak kendi alın terimle bir yerlere gelmek istedim. Kimseden bir yardım almadan mücadele ederek bugünlere geldim. Bir bakan yeğeni olarak o devirde çöp attım, kar temizledim ve bundan da hiç bir zaman üzüntü duymadım. Bilakis bundan şeref duyuyorum. Amcası Bakan olan bir başkası olsaydı sanıyorum bu kadar zorlukları çekmezdi. İlk durak olarak Almanya’ya sonra da İsveç’i keşfederek İsveç’e Öztürk Serengil’in kardeşi Yalçın Serengil ile birlikte 3 aile olarak 1964 yılında İsveç’e geldik. İsveç’e geldiğimiz de eşlerimiz otel de bizlerde parklarda yattık. Bir keresinde de parkta yatarken polisler tarafından yakalandık. İlk işimde Stockholm’deki EPA Marketinin restoranın da tabak toplamakla işe başladım. Gündüzleri ve akşamları çalışarak yaşam mücadelesi verdim. Benim bulunduğum yıllarda daha Kululular, Bolular ve Hendekliler ortalıkta yoktu. Daha çok İstanbullular vardı. EPA marketinin müdürünün benim çalışkanlığım karşısında verdiği destek ile İsveç’te kapıları tek tek açtım. Yaklaşık 1,5 sene içerisinde İsveççe dil sorunumu hallederek artık tercümanlık yapabilecek dil bilgisine ulaşarak kendimin dışındaki insanlara da yardım eder duruma geldim. Kululuların göçü nasıl başladı? -Stockholm’de Vasagatan’da İsveç Seyahat Şirketi adı altında bir büro vardı. İsveç’in Ving seyahat şirketi ile çalışıyorlardı. Başında da Gösta Norrman adında biri vardı.. Daha çok Türkiye’ye o tarihte uçak charter seyahetleri vardı. Türkiye’den İsveç’e dönecek uçakta boş yerlerin doldurulması gerektiği bu konuda benden yardım istendi. Ben de İsveç’te soyadını hatırlayamadığım Atilla adındaki bir arkadaşa bu konuyu anlattım. Onun Ankara’da yaşayan ve gözlükçülük yapan Abdullah adında bir abisi var. Abisi ile konuştuktan sonra Türkiye’den İsveç’e dönecek olan uçakların doldurulması için bir garanti vermesiyle bu göçünde ilk başlangıcının temeli de 1966 yılında böylece atılmış oldu. O zaman gidiş-dönüş bileti alarak ilk kez 13 kişilik bir grup Kulu’dan 400 yada 500 kron değerindeki bilet alarak İsveç’e adım atmış oldu. Herhangi bir iş taahhüdü etmeden bu insanlar İsveç’e turist olarak gelmiş oldu. Bu 14 kişi arasında hatırladığım isimler arasında Faik Dölek, Ali Rıza Erdiş, Seid Ali Açıcı var. Bu 14 kişi İsveç’i o kadar sevdiler ki sonra Kulu’daki akrabalarını tek tek İsveç’e alarak bugünkü 30 binlik bir nüfusa ulaştılar. Bu kişilerden seyahatin dışına para aldınız mı? Ben sadece uçak biletlerinin aldım. Ancak daha sonra buna aracılık eden gözlükçülük yapan Abdullah bey adındaki kişinin İsveç’e gelişleri nedeniyle Kulululardan biletin yanında bir para aldığını da öğrendik.. Türkiye’de bizzat bu kişiyi ziyaret ederek, bu insanlardan İsveç’e geliyorlar diye para almamasını, almışsa da geri iade edilmesini istedim. Bütün hikaye zaten bir kaç ay sürdü. Sonra Kululular kendi imkanları ile İsveç’in yolunu trenlerle bularak geldiler. İsveç’teki ilk işçi derneğini de ben 1966 yılında kurdum. Aynı zamanda dert babası da olmuşunuz? Tabiki o yıllarda gelen bu kişiler dil bilmiyorlardı. Onlar iş aramadan tutunda sağlık sorunlarına kadar bir sürü günlük sorunlarının çözümünde bizzat yardımcı oldum. O zaman adım Türkler arasında dert babası Marko Paşa olarak da anılmaya başlamıştı. Yıllar sonra bu yardım ettiğim insanlar bana vefalı yaklaşımlarla beni çok duygulandırdılar ve gururlandırdılar. Bu güzellikleri yaşamakta bana nasip olduğu için çok mutluyum. O yaptığım yardımlarımı unutmayanlar var. Bir zamanlar kendi ayakkabımın altı delik iken yardım ettiğim bir insan beni yıllar sonra bularak beni giydirdi. O günleri konuşurken hem o ağladı hem de ben ağladım. Yardım edipte hala isimlerini hatırlayamadığım insanların benim yardımlarımı unutmayarak beni hatırlamaları beni çok duygulandırıyor ve mutlu ediyor. Hatırlamaları dahi bana dünyaları veriyor. Onurların, gururların en büyüğünü yaşamak bana nasip oldu. Hala İsveç’e gelmelerinde benim katkılarım olduğuna insanlar beni arayarak hakkımı helal etmemi, kendilerine ve çocuklarına bir gelecek sağlamışlarsa bunda benim katkım olduğunu düşünerek hakkımı helal etmemi istiyorlar. Bu beni çok duygulandırıyor. Kimse ne yaptımsa herkese helali hoş olsun. Türkiye’ye döndükten sonra Kulu’yu görmek nasip oldu. İyi ki o 13 kişilik grubu İsveç’e gelmelerinde katkım olmuş. Bu grup Kulu’daki yaşam biçimini de değiştirmişler. Eskiden kerpiç evler, İsveç’te sağlanan gelir ile betondan ve villa tipi evlere dönüşmüş. İsveç’te de bu nesillin çocuklarının işadamı olduklarını gördüğümde çok mutlu oluyorum. Aslında bu insanların burada yiyecek ekmekleri varmış. Bugün o uçak koltuğunu doldurmak için gelen insanları aslında yasal olarak İsveç’e gelişleri çok zordu. Çünkü dönüş biletleri olmadan o insanlar İsveç’e gelmesi yasal değildi. Bu arada işte sağlamışsınız? -Evet İsveç’te temizlik ve bulaşık şirketleri kurarak Türkiye’den gelenleri iş bulmalarında da yardımcı oldum. İsveç’te yabancı bir işveren olarak en rekor vergi veren işletmeci de oldum. Ayrıca İsveç’te ilk Türk restoranını da ben açtım. Boluluların Hendeklilerin gelişi nasıl oldu? -Bolu’ya bir düğüne gitmiştim. Oradan da gelen talep üzerine 6 kişiyi yanıma alarak trenle İsveç’e getirdim. Bolulardan da ilk İsveç’e 6 kişi adım attı. Bunlar arasında İsmail Karaoğlu, Ahmet Özay (Paşa) vardı. Hendek’ten de terzi olarak çalışan Ömer Taşkın’ı Trafik Restoranından bir davetiye çıkararak getirdik. Hendeklilerin hikayesi de böyle başladı. Bugün imkan olsa yine bu insanları getirmek için elimden geleni yapardım. Bu yaptıklarımın manevi huzuruyla yaşamanın sevinç ve gururunu da yaşıyorum. Bugün getirdiğim insanlar kadar zengin olmasam da huzurlu ve manevi olarak kendimi çok zengin hissediyorum. Buda bana yeter. Son Güncelleme : 14-09-2008 09:32
|