| Yazan: Hasan Arslan,
Tarih: 15-06-2008 10:35
|
Okunma Sayısı : 1616  |
Beğenilme : 109 |
Yayınlama yeri : Haberler, Son Haberler |
Dünya'ya bu topraklar üzerinde gözlerimi açtım. Annemden emdiğim helal süt, bu topraklar üzerinde yetişen ürünler aracılığıyla temin edildi. Bu toprakları atalarım uğrunda kan döktüğü için değil benim ben olmamı sağlayan, büyüten, mücadele etmeyi öğreten, kültürel dokumu şekillendiren, Dünya görüşümü belirleyen olayların geçtiği yer olmasından dolayı seviyorum. Insanlığın ilk kez şekillendiği bu topraklar üzerindeki yaşantıların yarattığı kültürel mirası taşıyorum bağrımda. Onlara ait derin deneyimler yoluma ışık tutuyor. Bu toprakların sahipleri hiç bir zaman başka topluluklar üzerinde baskı unsuru olmadılar. Dünyanın diğer coğrafyalarından gelen insanlara kucak açtılar. Bu tarihsel misafirperverlik ve hoşgörü bedenimde şekillenmiş bir mirastır. Bu miras farkında olmazsam da 6-7 bin yıllık geçmişimize dayanır.
Dünya'ya bu topraklar üzerinde gözlerimi açtım. Annemden emdiğim helal süt, bu topraklar üzerinde yetişen ürünler aracılığıyla temin edildi. Bu toprakları atalarım uğrunda kan döktüğü için değil benim ben olmamı sağlayan, büyüten, mücadele etmeyi öğreten, kültürel dokumu şekillendiren, Dünya görüşümü belirleyen olayların geçtiği yer olmasından dolayı seviyorum. Insanlığın ilk kez şekillendiği bu topraklar üzerindeki yaşantıların yarattığı kültürel mirası taşıyorum bağrımda. Onlara ait derin deneyimler yoluma ışık tutuyor. Bu toprakların sahipleri hiç bir zaman başka topluluklar üzerinde baskı unsuru olmadılar. Dünyanın diğer coğrafyalarından gelen insanlara kucak açtılar. Bu tarihsel misafirperverlik ve hoşgörü bedenimde şekillenmiş bir mirastır. Bu miras farkında olmazsam da 6-7 bin yıllık geçmişimize dayanır.
Dünyanın diğer istilacılarına karşı topraklarının üzerinden sökülüp atılmamak için atalarımız korkunç mücadeleler vermişler. Bu mücadele, bugün benim ya da bizim tüm yokluk-yoksulluklara rağmen olumsuzluklara karşı koymamızı sağlayan direngenliğimizi kazandırmıştır.
Bu topraklar binlerce yıldır özgürlüğe hasret kaldı. Özgürlük ateşiyle yandı kavruldu. Bu özelliğiyle Dünya görüşümün şekillenmesinde birinci derecede rol oynadı. Ve Ahmet ARIF'in "Anadolu" şiiri bana şiar oldu.
Tanrılar, Mezepotamya'da ilk kez Dünyaya ayak bastılar. Ve sesimiz dalga dalga yayıldı tüm kıtalara. Bizler herkese insancıl davrandık fakat herkes bize hasmane davrandı. Tarihsel gelişim sürecimizin önüne engeller konuldu. Sonunda yarı-vahşi tanımlarla ifade edilir olduk.
Bu topraklar üzerinde ihaneti gördüm. Kavgayı öğrendim. Hayata karşı karşı konulmaz bir azim ve hırsla hazırlanmayı öğrendim. Ve herşeyden önemlisi asla düşmemem gerektiğini öğrendim. Kıskananlar, alay edenler, yoluma engel koymak isteyenler oldu. Sevinci ve hüznü aynı anda yaşamayı öğrendim. Olayların akış hızına göre önümü görmeye çalıştım. Bunların hepsini bu topraklar üzerinde yaşadım. Ve bunlar beni ben eden kişiliğimi şekillendirdi.
Bu topraklar benim Dünyaya açılan pencerem oldu. Bu pencereden Dünyayı görüp yorumladım. Hiçbir zaman egemenlerin görmemi istedikleri gibi görmeme izin vermedim. Hep kendime ait olan bakış açımla evreni yorumladım. Bunu böyle yapmayı bu topraklar bana öğretti. Içinden çıktığım topluluğun çıkarlarına saygı dudum. Elimden geldiğince katkı sağlamaya çalıştım. Ancak başta akrabalarım olmak üzere bu toplumun dışında bir yerlerde yalnız başıma olduğumu gördüm. Hiç kimseye dalkavukluk ve yalakalık yapmamam gerektiğini bu toplumsal doku bana öğretti.
Ilkokulda benim gibi başarılı olan Orhan POLAT diye bir arkadaşım vardı. Ailesi Orhan'ı ziyaret edip beraber oynamamı ve ders çalışmamı istiyordu. 4. sınıfta Orhan, babasının yanına, Almanya'ya, gitti. Hep Orhan'ın birgün geleceğini bekledim. Ama o günden bugüne Orhan'ı bir daha asla görmedim. Daha sonraları bunun adının dostluk olduğunu farkettim. Sonraları adını dostluk sandığım arkadaşlıklarda ihaneti gördüm. Bugün bu yaşadığım ilişkiler bana gelecekteki ilişkilerim için rehber oluyor. Ilk kez sevgiyi ailemde ve ilk aşkımdan ( hiçbir zaman yaşanmamış) öğrendim. Bugün bunlar benim Dünyaya sevgiyle bakmama klavuz oluyor. Içinden çıktığım topluluğun içinde olmakta hiçbir zaman haz etmedim. Onlara karşı dışarıda bir yerlerde hep sevgiyle bakmayı öğrendim. Bireysel kaygılarım ve bugüne kadar olan ilişkilerde, bazen kendi kendime nostalji yapsam da, içinden çıktığım toplumda hiçbir zaman mutlu olamama endişesi bu topluluğu dışarıda gariban olarak sevmemi dayatıyor.
Ve olumlu olumsuz tüm özelliklere rağmen (tek başıma da olsa) hayatta ayakta kalmayı bana öğreten, kişiliğimin şekillenmesinden en etken etmen olan olumsuz toplum davranışlarına (keşke olmasaydı) şükranım.
Bu toprakları sevme nedenlerim daha da uzatılabilir. Işte uzatılabileceklerle birlikte bu nedenlerden dolayı bu toprakları seviyorum ve bu topraklara aşığım. Bu topraklar, mutluluğumun gerçekleştiği yegane coğrafyadır. Esen Kalın.
Hasan Arslan Son Güncelleme : 30-10-2009 09:32
|