| Yazan: Administrator,
Tarih: 25-05-2008 22:31
|
Okunma Sayısı : 415  |
Beğenilme : 26 |
Yayınlama yeri : Haberler, Son Haberler |
Fadime Şahindal’ın babası tarafından ve ardından Tubay Mavi’nin kocası Dilaver Özcan tarafından öldürülmesi sonrasında İsveç’te yaşanan cinayetler ve İsveç’teki Tapkıranlıların yaşam şeklini Cumhuriyet Gazetesi, Ali Haydar Nergis imzalı haberi ile 25.05.2008 Pazar günkü sayısında yayınladı. Noktasına virgülüne dokunmadan Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan habere sitemizde yer veriyoruz. İsveç’te sayilari 4 bini bulan Tavkirarli asireti, uyum surecinde yol almaya calisirken, bir yandan da kendi kimligiyle yuzlesiyor. Yakin gecmiste, Fadime Sahindal ve Tubay Mavi adli iki kızını aile cinayetlerine kurban veren Tavkirarlı kadını, şimdi “kutsal aile” kavramını sorguluyor… Yayın organlarında ve internet sitelerinde bir tartışma başlatan Tavkirarlı kadınlar, feodal evlilikleri ve çarpık aile düzeninini mercek altına alıyorlar. Tavkiralılar sitesinde yer alan yorum ve makalelere göre Tavkirarlı aile İsveç’te hızlı bir bir çözülme süreci yaşıyor.
Son 2-3 yıl içinde evli gençler arasındaki boşanmalar hızla artmış. Evliliklerin çoğunluğu, Türkiye’den getirilen eşlerle ve “ görücü usulüne” benzer yöntemlerle gerçekleştirildiği için sağlıklı bir temele oturmuyor. Evlenecek gençler arasındaki ilk tanışma, fotoğraflarla ve düğünlerde çekilmiş kamera görüntüleriyle sağlanıyor. Bu süreçte en önemli iletişim aracı ise telefon oluyor. İzin ayına dek süren telefon trafiği yoluyla evliliğe büyük ölçüde karar verilmiş oluyor.Gençler, beş-altı haftalık izin günlerinde, birbirlerini doğru dürüst tanıyamadan evliliklerini dar bir zamana sıkıştırıyorlar. Alelacele resmi nikah yapılıyor, vize ve pasaport işlemlerine başlanıyor. Daha bu koşuşturmalar tamamlanamadan izin ayı bitiyor. İşlemler bittiğinde Türkiye’deki genç ( genellikle genç kız), bir refakatçi eşliğinde uçağa bindirilerek İsveç’e gönderiliyor. Ancak “büyük buluşma” henüz mutlu sonla noktalanamıyor. Daha ev kiralanacak, eşya alınacak. İsveç yasalarına göre de nikah işlemlerine başlanacak. Geride davul-zurnalı düğün var. Almanya’dan Hollanda’dan, İngiltere’den akrabalar gelecekler. Düğünde göbekler atılacak, gelinin, damadın alnıana İsveç’in mor binlikleri yapıştırılacak.. Düğünden bir süre sonra da “takı” tartışması başlıyor. Erkeğin bir işyeri açması, doğacak çocuklarına bir gelecek hazırlaması gerekir. Bir pizza ya da kebap dükkenı açmak için paraya gereksinme var. Para için akla gelen ilk kaynak ise düğünde geline takılan takılar… Kadın, takıların kendisine ait olduğunu söylüyor, vermek istemiyor. Erkek zorluyor. Daha cicim ayları bitmeden, “düğünün masraflarını benim ailem karşıladı. Takıları da benim yakınlarım taktı, senin ailen ne yaptı ki?” tartışmaları başlıyor. Eşlerde birbirlerini bu süreçte tanımaya başlıyorlar. Evlenirken aralarında duygusal bir ilişki yaşanmamıştır. Erkek, seçimini “Kendi kültüründen biri olsun” ölçüsüne göre yapmıştır. Kadın ise köyden, kasabadan kurtulup Avrupalı olmayı düşlemiştir. Hanya’yı Konya’yı evlendikten sonra, yaşamın gerçekleriyle yüz yüze geldiklerinde anlıyorlar. Sonuç genellikle düş kırıklığı oluyor. Kişilik özelliklerindeki uyumsuzlukları, aralarındaki aşılmaz uçurumları farkediyorlar. İlişkilerde çatışmalar yaşanıyor. Kadın, oturma ve çalışma izni alıncaya dek, iki-üç yıl dişini sıkarak durumu idare ediyor. Bu arada bir-iki de çocuk doğuyor. Çocuk, kadının artık isveç toprağına kök saldığı anlamına geliyor. Evliliğin ilk yıllarında ezilenkadın, yavaş yavaş üstün konuma geçmeye ve özgürlüğünü aramaya başlıyor. İsveç’te karı-koca ilişkilerinde “Valizini kapının önüne koymak” diye bir deyim vardır. Bu “valizi kapının önüne koyma” işini de genellikle kadın yapıyor. Erkek, ufaktan içkiye, kumara başlamışsa, çalışmıyorsa; evini, çocuklarını ihmal ediyorsa artık suyu ısınmış demektir. Bir akşam eve geldiğinde içi çamaşır dolu valizini kapının önünde buluverir. Zili çalması, kapıyı omuzlamaya çalışması boşunadır… Bu aşamada İsveç yasaları kadına arka çıkıyor. Erkeğe de valizini koltuğunun altına alarak oradan usul usul uzaklaşmak kalıyor. Bu, erkeğin evden ilk gidişidir. Belki de artık dönüşü olmayan bir yolun başlangıcıdır… Hikaye size tanıdık geldi değil mi? Ben diyeyim bunlar İsveç’te yaşanıyor; siz deyin Almanya’da, İngiltere’de, Hollanda’da, İsviçre’de, Avusturya’da … Okumuş aydınları, yaşadıkları ülkelerin sol partilerinde, belediye meclislerinde görev alsalar da Tavkirarlı, Kululu, Cihanbeylili, Emirdağlı geleneği yaşatılıyor. Buralarda, birer Kahramanmaraşlı, Konyalı, Afyonlu olma özelliklerini eksiksiz sürdürüyorlar…
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Son Güncelleme : 26-05-2008 09:20
|
|
|